• Harun Yusuf Şahin

FREUD ve PSİKANALİZ KURAM





Freud, psikolojide etkili kuramlardan biri olan psikanalizi ortaya atmıştır. Kuram üç bölümde ele alınabilir :


1. Bilinç Sınıflaması

Freud’a göre insanın bilinçlilik durumu iki bölümden oluşur. Bunlar “bilinç” ve “bilinçaltı”dır. Bilinç, farkında olduğumuz yaşantılar alnıdır. Bilinçaltı ise, bilincinde olmadığımız yaşantılar alnıdır; burada bilinç dışında olan ve özel bir takım tekniklerle bilince çıkarılabilen yaşantılar yer alır.


2. Kişilik yapısı

Freud’a göre psişik veya ruhsal yapı üç kısımdan oluşur. Bunlar “id”, “ego” ve “süper-ego”dur.

“İd” , insanın doğuştan beri sahip olduğu tüm güdülerinin toplamıdır. İd, sürekli olarak isteklerine doyum arar. İd kişinin temel taşıdır. Doğuştan getirilir ve ruhsal enerjinin kaynağıdır. Aynı zamanda iç güdülerin de kaynağıdır. Yani insanlarda bulunan iki iç güdü (libido ve saldırganlık) id’den kaynaklanır.

Ruhsal enerji doyurulma istemiyle içgüdü şeklinde ortaya çıkınca, “ego” devreye girer. Ego, kişiliğin yürütme organıdır. İd’in istekleriyle dış dünyanın (yani süper-egonun) bağdaştırılmasına çalışır. Ego, akılcı mantıklı bir kişilik bölümüdür ve bir anlamda kişiliğin karar organıdır.

Kişiliğin en son gelişen üçüncü sistemi “süper-ego”dur. Süperego, geleneksel ve toplumsal değerlerin içsel temsilcisidir; kişiliğin ahlaki yönünü temsil etmektedir. Süperego, çevre tarafından onaylanmış ölçütlere göre davranmak ister ve toplumsal yasakları içerir.


Bu kişilik bölümleri baskın olduklarında, açıkça fark edilir hale gelirler. Her zaman “kafasına estiği” gibi davranan ve toplumsal kuralları hiçe sayan kişilerde id baskındır; sürekli olarak ahlak kurallarını ve başkalarının ne diyeceğini dikkate alan ve kurallara sıkı sıkıya bağlı kalan kişide süperego baskındır; sürekli olarak akılcı davranmaya çalışan kişide ego baskındır.




3. Psikoseksüel gelişim dönemleri


Freud’da psikoseksüel gelişim

Freud’a göre yeni doğmuş bebekler farklı aşamalardan geçerek kişiliklerini geliştirirler. Freud bu aşamaları “psikoseksüel gelişim dönemleri” olarak adlandırır. Freud psikoseksüel gelişimi beş dönemde inceler. Bunlar; Oral, Anal, Fallik, Latent ve Genital dönem şeklinde sıralanır.

Aşağıda kısaca bu gelişim dönemlerinin özelliklerine değinilmiştir.


a. İlk gelişim dönemi oral dönemdir. Bu dönem doğumdan 18. aya kadar uzanan süreyi kapsar.

Yeterince beslenemeyen ya da kendi başına beslenebilecekken bile annesi tarafından uzun süre emzirilmeye devam eden bebeklerde güvensiz ve bağımlı kişiliğin çekirdekleri oluşur.


b. İkinci gelişim dönemi anal dönemdir. 18 ay ile 3 yaş arasında yer alır. Bu dönemde, baskıcı, katı bir disiplin anlayışı ya da çocuğu tümüyle başı boş bırakma, bağımsızlık duygularının gelişmesini geciktirir.


c. 3 – 7 yaşları arasına denk gelen dönem fallik dönemidir. Merakı yüzünden cezalandırılan, sorduğu sorular ve davranışları için kınanan çocuklar, yetişkinlik döneminde uygun cinsel kimliği benimsemekte sorunlarla karşılaşabilirler.

d. Dördüncü gelişim dönemi latans dönemde oral, anal ve fallik dönemlerinde geliştirilen özelliklerin yeni bir özümlemesi yapılarak, kazanılan özellikler pekiştirilir.

e. Ergenlik yılları ve daha sonrasına uzanan son gelişim dönemi olan genital dönemde ise, kişilik, bir çocuk kişiliğinden yetişkin kişiliğine dönüşür. Genital dönemde özellikle fallik dönemde kişiliğe eklenen öğelerin niteliği, ergenlik dönemindeki gelişimin niteliğini belirler.


Freud’a göre ilk üç döneme oranla son iki dönemin kişilik üzerindeki etkileri daha azdır.

Freud, psikoanalitik temele dayanan kişilik kuramında kliniğine gelen hastaları ile yaptığı çalışmalardan yola çıkarak, bu hastaların üzerinde uyguladığı hipnoz, rüyaların yorumlanması, serbest çağrışım gibi psikoanalitik temelli tekniklerden yararlanmıştır. Bu nedenle kuram, sağlıklı kişilikten çok hastalıklı kişiliğin nasıl oluştuğunu açıklamakta olduğu, kuram geliştirilirken objektif verilere dayanılmadığı, kişilik gelişiminde yaşamın ilk altı yılına özel bir önem verilerek, daha sonraki dönemlere ait yaşantıların fazla önemsenmediği gibi eleştirilerle karşı karşıya kalmıştır.




B. ERİKSON’UN PSİKO-SOSYAL GELİŞİM KURAMI

Erikson, insanın diğer insanlarla ilişki içinde geliştiğini öne sürmüş ve başkalarıyla ilişkilerin önem kazandığı bir gelişim kuramı ortaya atmıştır.sosyal çevre içinde yer alan anne-baba, öğretmenler ve arkadaşlar, çocuğun psiko-sosyal gelişiminde gerekli rol oynarlar. Kişilik gelişiminde sosyal çevreye verdiği önemin yanı sıra, biyolojik temelli doğuştan getirilen bazı özelliklerin de üzerinde duran Erikson, epigenetik bir temel ile kişilik gelişimini açıklamaktadır.

Epigenetik açıklamaya göre, kişiliği oluşturan benlik gelişimi anne karnındaki bebeğin gelişimine benzemektedir.



Erikson’da Kişilik Gelişimi Aşamaları


1. Bebeklik (0-1,5 yaş)

- Temel güvene karşı, güvensizlik

Yaşamın kazanılan ilk temel duygusu temel güven duygusudur. Bu duygunun temelleri anne ya da onun yerine geçen kişi ile bebek arasındaki etkileşim sırasında atılır.

Annenin bebeği büyütürken benimsediği tutum, bebekte temel güven ya da güvensizlik duygularının filizlenmesine yol açar.

Eğer bu dönem iyi geçirilirse temel güven duygusu edinilir, iyi geçirilemezse güvensizlik duygusu edinilir.


2. İlk Çocukluk (1,5 – 3 yaşlar)

- özerkliğe karşı, kuşku ve utanç

Bu dönemde çocuklar inatla bir şeyi ellerine alır, inatla onu savunur ve korur veya istemedikleri şeyleri de inatla atarlar.

Aşırı koruyucu ya da baskıcı bir çocuk yetiştirme tutumu çocuğun özerk olma çabalarını engelleyecek, anne-babanın aşırı kontrolü, çocuğun kendi kapasitesine yönelik, kuşkulara düşmesine ve “utanç” duymasına yol açacaktır.

Öte yandan “çok ufak, zarar görür” kaygısıyla, çocuğun özgürce davranmasına olanak tanımayan aşırı koruyucu ana-baba tutumu da özerklik duygusunun gelişmesini engelleyecektir.

Erikson, tuvalet eğitimi sırasında çocuk azarlanırsa, ayıplanırsa, utanç ve kendi bedeninden kuşku duygularını geliştirir düşüncesindedir.


3. Oyun Çağı (3 – 6 yaş)

- Girişimciliğe karşı, suçluluk duygusu

Erikson, bu dönemde cinsiyetin keşfedildiğini, merak duygusunun yoğun olduğunu söyler. Merak duygusunun ve cinsiyetin keşfinin doğrudan bir sonucu olarak, çocuğun cinsellikle ilgili sorular sorması olacaktır. Eğer anne baba çocuğun bu türden sorularına uygun cevaplar verebilirse, çocuğun girişimciliği desteklenmiş olur. Eğer “ayıp, ayıp! bunlarla ilgilenme” gibi engelleyici bir tavır takınılırsa, çocuk bu konuları merak etmenin suç olduğu hissine kapılır.

Erikson’a göre okulöncesi dönemde sağlanan uygun çevresel koşullar kendine güven, bağımsızlık, özerklik, girişimcilik, gibi kişilik gelişimini olumlu yönde etkileyen duyguların kazanılmasında büyük önem taşımaktadır.

Freud’a göre insan kişiliğinin üç ana birimi bulunmaktadır. Bunlar id, ego ve süper egodur. Yani alt benlik, benlik ve üst benlik olarak da adlandırılabilir.



İd(AltBenlik) İd, kişiliği oluşturan temel sistemdir. Ego ve süper ego id’den ayrımlaşarak gelişen benliklerdir. İd kalıtsal olan, doğuştan gelen içgüdüsel davranışların ve psikolojik eğilimlerin merkezidir. Ruhsal enerjinin kaynağı olan id ego ve süper egoya da enerji kaynaklığı eder. Enerjisini bedensel süreçlerden sağlayan id, nesnel gerçeklere bağımlı değildir ve tamamen öznel bir yaşantı sürdürür. Fazla enerji birikimine katlanamayan id, böyle bir durumla karşılaştığında organizmada gerilim yaratır. Bu gerilimi gidermek için de biriken enerjiyi boşaltma eğilimi meydana getirir. Bu bağlamda Freud haz ilkesinin egemen oluşundan söz eder.

Haz ilkesinin eğilimi altındaki id tüm isteklerinin bir an önce giderilmesini ister. Bu durumda düşünce etkili değildir çünkü idin kaynağı bilinçaltı dürtülerdir. Birey çoğunlukla bu dürtülerin farkında bile değildir. Dış dünyayla ilişkisi olmayan id zaman ve mekan tanımaz. Karşıt dürtü ve eğilimler id’de bir arada bulunabilir.

İd tamamen bilinçsiz olup doğrudan doğruya tanınamayan bölümdür. Soy ve kalıtımla gelen her şey burada barındırılır. İçgüdüler, içgüdüsel ve tutkusal dürtüler burada bulunur. Hayatta kalma, cinsellik ve saldırganlık içgüdüsü buradadır.

Çocukluk yıllarında ve ilerleyen yıllarda bilinçaltına itilmiş olan ne varsa idde toplanır. Buradaki haz ilkesi acı olanın yerini hoş olana bırakmasını sağlamaya çalışır. Yani acıdan kaçar ve haz duymaya çalışır.


Ego(Benlik/Ben) İdi denetim altında tutmaya çalışan benlik birimidir. İd ile süper egonun arasını bulmaya çalışır.

Freud’a göre dış dünyanın yani gerçek dünyanın etkisi ile idin bir parçası farklılaşmış ve egoyu oluşturmuştur. Oluşan bu yapı dış dünya ile alt benlik arasında bir arabulucu görevi üstlenmiştir. Bu aracı yapı ego adını alır.

Ego organizmanın dış dünya ile alışveriş ihtiyacından doğmuştur. Açlığını gidermek isteyen kişinin yiyeceği arayıp bulması gerekir. Bunun için dış dünyadaki yiyeceğin gerçekliği ile yiyeceğin zihinsel simgesini birbirinden ayırmak zorundadır. Belleğindeki yiyecek görüntüsünü veya kokusunu duyu organları ile araştırmaya başlayacaktır.

Gerçeklik ilkesinin egemenliği altında olan ego, ihtiyaç giderilinceye kadar gerilimin boşaltılmasını engellemeye çalışır. Gerçeklik ilkesi haz ilkesini geçici olarak erteler, fakat ihtiyaç duyulan nesne bulunduğunda haz ilkesi tekrar baş gösterir ve gerilim giderilir.


Egonu düzenleyici ve uyum sağlayıcı görevi şunlarla gerçekleştirilir:

Dürtüsel gereksinimle içeriden alınması,

– Dış dünya koşullarının algılanması,

– Bütünleme ve birleştirme yetisi ile dürtülerin birbirleriyle, üst benliğin isteklerinin düzenlenmesi, çevresel koşullara uydurulabilmesi

– Yürütme yetisiyle istemli davranışların eyleme geçirilebilmesi

Egonun bilinçli ve bilinç dışı olan iki yönü vardır. Bilinç yönü ruhsal yapının yürütme organını ve karar mekanizmasının yürütülmesinden sorumlu iken bilinç dışı yönü ise savunma mekanizmalarını içerir. Savunma mekanizmaları idin oluşturduğu dürtüsel güce karşıt gücü oluşturur.

Ego çevresindeki nesnelerden hangisiyle ilişki kuracağını seçer ve hangi güçlerin nasıl doyurulması gerektiğine karar verir. Yürütme görevini sürdürürken bir yandan da idin, süper egonun ve dış çevrenin isteklerini uzlaşmaya vardırma işini yapar.

Bir ihtiyacın giderilmesi için planlar yapar, bu planın amaca uygun olup olmadığını kontrol eder. Örneğin; aç bir insan önce yiyeceği nerede bulabileceğini planlar sonra buna doğru harekete geçer. Bu olaya gerçeklik sınaması denir.

Egonun bir diğer görevi de organizmayı acıdan korumak ve doyuma ulaşmasını sağlamaktır. Benlik çocukluğun ilk yıllarında acıdan kaçma ve haz almaya göre hareket etmektedir. Fakat ilerleyen yıllarla gelişen benlik neyi, ne zaman, nerede doyurması gerektiğine karar verme, dürtülerini bekletebilme ve erteleyebilme gücü kazanır. Bekletebilme, erteleyebilme, başka yollar bulabilme, uygun yollar bulup eyleme geçebilme ancak benlik gelişimi ile sağlanabilir. Benlik göreceli bir egemenlik kurmayı öğrenir. Benliğin erteleyebilme ve bekletebilme gücü dayanma gücü olarak isimlendirilir.


Süper ego Kişiliğin en son gelişen bölümü süper egodur. Bu bölüm geleneksel değerlerin temsilcisidir. Anne ve baba tarafından çocuğa aktarılan tüm doğru ve yanlış değerlerini, şartlanmaları içerir. Kişiliğin ahlaki boyutudur. Gerçeği değil olması gerekeni temsil eder. Hazza değil kusursuzluğa önem verir. Bir şeyin doğru veya yanlış olduğuna karar verip tolumun bunu onaylayıp onaylamadığına bakar.


Süper egonun başlıca işlevlerini şöyle sıralayabiliriz:

– İd’den gelen istekleri, dürtüleri bastırır. Çünkü bunlar genellikle cinsel ve saldırgan güdülerdir.

– Egoyu gerçekçi amaçlardan ziyade ahlaki amaçlara yöneltir.

– Daima kusursuzu arar, kusursuz olmaya çalışır.

Süper ego, id ve egoya karşı çıkarak onları kendi istediği düzene sokmaya çalışır. Egonun görevi dürtüsel istekleri ertelemektir; süper ego ise bu istekleri tamamen engellemeye çalışır. İd, ego ve süper ego farklı ilkelerle çalışan psikolojik süreçlerin adıdır. Normalde birbirine karşıt çalışmayan bu bölümler aslında bir ekip gibi çalışırlar. Bu ekibin yöneticisi egodur. Yani kişilik ayrı ayrı üç bölüm halinde değil de bir bütün olarak çalışır.

İd, ego ve süper egonun birinin diğerlerinden baskın olması durumunda farklı kişilik tipleri ile karşılaşırız. Süper egosu gelişmiş ve baskın olan kişiler utangaç, kızgınlık ve cinsellik isteklerini uygun ortamlarda dahi ifade etmekten çekinen bireyler olurlar. Eğer id baskın ise kişi sadece kendi isteklerini göz önünde bulundurur. İsteklerinin karşılanması konusunda bencil davranış ve ihtiyaçlarından başka bir şeyi göz önünde bulundurmaz. Başkalarına saygı duymayan, kendine ve topluma zarar veren bir kişi olur.

Özetle;

Psikanaliz genel olarak aşağıdaki varsayımlardan oluşur :

● İnsan gelişimi, en iyi cinsel istemin değişen nesnelerini inceleme yoluyla anlaşılabilir.

● psişik sistem, alışılmış olarak cinsel istem ile saldırgan davranışları baskı altında tutar. Baskılanan bu istekler ile düşünceler bilinçaltı (bazıları bilinçdışı diyor) sistemlerinde saklanır

● İstemlerle ilgili bilinçaltı çatışmalar, kendilerini uykuda görülen düşlerde, dil sürçmelerinde ya da bazı öteki belirtilerde anlatırlar.

● Bilinçaltı çatışmalar nevrozların kaynağıdır.

Nevroz’un sağıtılması, psikanaliz yoluyla, baştanberi bilinçaltında bulunan istemler ile sonradan bastırılma yoluyla bilinç-altına atılmış olan istemlerin bilince geri getirilmesiyle sağlanabilir.

Psikanalitik görüş, insan zihnini bilinç ile biliçaltı adında lkl bölgeye ayırır. Bunlardan bilinç, tüm algı ile bilgilerin zlhlnde duru, aydınlık olarak izlendiği bölgedir. Bilinçaltı, bilincin dışındaki bölge olup burada olup bitenler konusunda insan hiç bir şey bilemez. Ama, farkında olunmadan burada da bir takım süreçler yürümektedir. Kapsamındakiler zaman zaman, deyim yerindeyse, bilincin kapısını zorluyarak bu alana çıktığı kabul edilir. Bilinç altının bilinçten daha geniş yer kapladığı varsayılmaktadır.



Gene psikanaltik görüşe göre, bu iki zihinsel bölge içinde üç tane zihin bölümü yer almaktadır. Bunlar gelişim sırasıyla şöyle sıralanabilir :


İd; tümüyle bilinç altındadır. Buna ilkel Ego da denebilir.


Ego (Ben); Büyük bölümüyle bilinç içindedir. Küçük bir parçası bilinç altında bulunur. İd’ i denetler.


Süperego (Üstben); hem bilinçte, hem de bilinç altında yerleşiktir. İd ile Egoyu denetim altında tutar.

Psikanalizin ana yöntemi, serbest çağrışımın aktarımı (transferans) ile direnç analizidir. Analizan’a (hastaya) rahat bir halde, aklına gelenleri anlatması söylenir. Burada düşler, umutlar, dilekler, fanteziler, geçmiş aile yaşantısının birer anısı olarak ilgi konusudur. Genellikle analist sadece dinlemekle yetinir. Uzmanlık kanısı gerektiğnde, demek ki hasta için iç görü uyandırma fırsatı yakalandığında yorumlarını söyler. Dinlemede, analist empatik tarafsızlığı, demek ki güvenli bir ortam yaratmak için geliştirilen, yargılamayan bir duruşu korur. Analist, analizanın söylemi ile davranışlarında beliren kalıp ile çekingenlikleri değerlendirirken, analizandan tüm dürüstlüğü ile bilincine ne gelirse anlatmasını ister. Bu arada analizanın görüp anımsayabildiği düşler de gündeme getirilerek yorumlanır.

Sonunda, analizanın doğrudan doğruya kendisi, gündemde olan zihin bozukluğunun nedenlerini, bilinç altının derinliklerinden çıkarıp, bilincinde açık seçik aydınlığa kavuşturduğunda, hastalık iyileşmiştir. Psikanalitik oturumlara son verilebilir. Psikanaliz uygulamasının amacı, bu bilinçlenme işleminin gerçekleşebilmesidir.


Günümüz bazı psikanaliz biçimleri, kendine güveni arttırma yoluyla hastalara özsaygı kazandırmakta, ölüm korkusu ile bu korkunun davranışlar üzerindeki etkilerinini yenmekte, birbiriyle bağdaşmaz gibi görünen ilişkileri sürdürmekte yardımcı olmaya çalışır. Bireysel danışma oturumları bir gelenek olarak kalmakla birlikte, bir grup-sağıtma biçimi olarak grup psikanalizi, Harry Stack Sullivan’ca uyarlanmıştır.

Psikanalitik sağıtım haftada 3 – 5 oturum olarak uygulanır. Toplam iyileştirme süresi, hastalığa bağlı olarak, klasik psikanalizde 1 – 4 yıl kadar sürebilir. Dahası, psikanalist olarak eğitilmek istenilenler, beş – on yıl süren eğitimleri sırasında, hiç bir yakınmaları olmadığı halde 4 yıllık bir psikanasliz sürecinden geçme zorundadırlar.

Psikanalitik sağıtımı özellikle psikiatri alanında uzmanlaşmış tıp doktorlarınca yapılır. Doğrusu da budur. Fakat bazı ülkelerde tıp eğitiminden geçmemiş bazı uzmanlık dallarına da bu olanak tanınmaktadır. Örnekse, ABD’de psikologlar ile klinik sosyal çalışmacılar gibi dallarda bulunanlara bu olanak tanınmıştır.

59 görüntüleme

2018

Tüm hakları Falcon Yapım'a aittir.

Design By Harun Yusuf Şahin

  • Grey Instagram Icon
  • Grey Facebook Icon
  • Grey YouTube Icon
  • Gri Heyecan Simge